Yollarda “Sanatla beraber, dünyanın iyileşeceğine inanarak büyüdük!”
33. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı kapsamında, tiyatro ve sinema oyuncusu Altan Erkekli; yazar, çevirmen, radyo programcısı Sevin Okyay ve Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni Müren Beykan, “Sinemada Edebiyatı Seslendirmek” adlı söyleşide bir araya geldiler.
Bu yılki kitap fuarının teması “Sinemamızın 100. yılı” vesilesiyle düzenlenen söyleşinin yöneticiliğini yapan editör Müren Beykan, ülke nüfusunun %30’unun çocuk olmasına, çocuk ve gençlik edebiyatındaki iyiye gidişe karşın, sinemada çocuklar ve gençler için yeterli sayıda eser üretilmediğine dikkat çekti. Türkiye’de bu alandaki en başarılı örneklerden biri olarak Hababam Sınıfı ’nı gösteren Beykan, Rıfat Ilgaz’ın çok sevilen eserinin sinemada da başarıyla işlendiğini ve aslında çocuk izleyici gözetilerek çekilmeyen bu filmlerin bugün hâlâ çocuk, genç ve yetişkinlerce birlikte izlendiğini belirtti.
“Hababam Sınıfı bir isyandır!”
Deneyimli tiyatro ve sinema oyuncusu Altan Erkekli, çocukluk yıllarında kahramanlarının kısıtlı olduğunu, içine kapalı ve otoriteye bağlı bir hayat yaşandığını hatırlatarak şunları söyledi: “Kadıköy Maarif Koleji’ndeki öğretmenim sayesinde inşaat mühendisliği hayalimden tiyatroya dönüş yaptım. Öğretmenim, ‘İnsan ilişkilerini en iyi organize edecek, hayata geçirecek olan binalar değil sanattır,’ demişti. Biz, sanatla beraber, dünyanın iyileşeceğine inanarak büyüdük.” Geçmişte, otoriter bir toplumda bile, edebiyat ve sinemamızda yaratıcı ve özgür eserler ortaya çıktığının altını çizen Erkekli, “Hababam Sınıfı bir isyandır, özgürlük istemidir, her şeye sevgiyle bakabilme yetisidir ve elbette erk onu sevmez,” ifadelerini kullandı.
Seslendirme sanatçılığı da yapan Altan Erkekli, sinemaya “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin” adlı iki filmle uyarlanan ve Türkiye’de Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan “Hıçkıdık” dizisinden kısa bir bölümü seslendirdi. Kitaptaki farklı karakterleri prova yapmadan seslendirerek salondakilere keyifli anlar yaşatan usta sanatçı, “Seslendirme bambaşka bir teknisyenlik işi; aynı gün üç farklı karakter olabilme işidir,” diyerek, sinemadaki seslendirme serüvenine de değindi. Seslendirme sanatçılığının özel bir titizlik ve çalışma gerektirdiğini hatırlatarak, çocuk filmlerini ciddiye almayanları, “Ön çalışma yapmayıp ağız dolduran, ama zihni doldurmayan cümlelere sığınanlar,” sözleriyle eleştirdi.
“Dünyada, figüranların seçiminden makyöze kadar bu iş bilimsel olarak yapılıyor; o nedenle filmler dünyanın her tarafına satılabiliyor,” diyen deneyimli oyuncu, sinemamızın birçok sorununun temelinde, kurumsallaşma ve uzmanlaşmış iş bölümü eksikliğinin yattığını belirtti. Erkekli, sık sık alkışlarla kesilen konuşmasını, “Birileri de, ev, apartman yapıp, oradan kazanacağı parayı sinema sektörüne yatırsa, bu ülkenin hikâyelerine ve genç yeteneklerine inansa, buradan ne öyküler çıkacak!” cümleleriyle sonlandırdı.
“Behiç Ak, Nazlı Eray ve Sevgi Saygı’nın eserleri neden sinemaya uyarlanmaz?”
Usta kalemlerimizden Sevin Okyay, çocukların bir kitle olarak ele alınmamasının ve onlara yönelik projelerin yarıda kalmasının nedenlerini ele aldı. “Eskiden, anneleri ellerinden tutup, çocukları kitapçılara götürürdü. Şimdi çocuklar ne okuyacağını bilen, gelip kitabını kendisi seçebilen bir kitle,” dedi. Edebiyatımızda nitelikli, büyülü gerçekçi eserler de verildiğini söyleyen Okyay, “Behiç Ak, Nazlı Eray ve Sevgi Saygı gibi isimlerin eserleri neden sinemaya uyarlanmaz? Belki de çocuk kitabına inanmıyorlar!” diyerek eleştirisini dile getirdi.
Edebiyat uyarlamalarına yönelik değerlendirmeler de yapan Okyay, kitabı okumuş ve sevmiş birinin uyarlamada bir kusur bulmamasının zor olduğuna işaret etti; özellikle uzun dizi kitaplarının uyarlamasında sorunlar, kopukluklar yaşanacağını belirtti. Sinemadaki edebiyat uyarlamalarında yapım tasarımının önemli olduğuna dikkat çeken Okyay, “Okumak yalnız bir iş. Bir kitabı okuduğun zaman o kitapta olmayan şeyler de hayal edersin. Sinemada hayal ettiklerimizi bulamayınca hayal kırıklığına uğrarız. Uyarlamada bunu sürdürmek kolay değildir,” dedi. Philip Pullman’ın ünlü dizisinin ilk kitabı olan Altın Pusula ’nın sinema uyarlamasının hiç beğenilmediğini, ancak tiyatrosunun İngiltere’de iki yıl kapalı gişe oynadığını hatırlatan Okyay, uyarlamalarda eserin ele alınma biçiminin önemini vurguladı.