Gençlerin Öykülerinde Robotlar Hep Mavi Gözlü…

Zeynep Cemali Öykü Yarışması Proje Başkanı ve Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni, editör Müren Beykan, yarışmanın 15. yılını değerlendirdi. Yurdun her köşesinden yüzlerce 6, 7 ve 8. sınıf öğrencisinin yazdığı “yapay zekâ” öykülerinin yansımalarını ve düşündürdüklerini paylaştı.

Geçen yıl “yapay zekâ” temasını anons ederken, robot üretiminin hızlandığı dijital çağda, tüm dünya canlılarının birlikte yaşamayı başarmasının değerini hatırlamış; “Hepimiz bu dünyanın parçasıyız, tüm canlılara saygı göstermeliyiz,” demiştik. Ama olmadı, ülkeler canlılara sevgi de saygı da göstermiyor ne yazık ki. Kendimize benzemeyenin yaşam hakkını reddetmek, gaspetmek bazı ülkelerin, uluslararası çıkarlar çerçevesinde göz yumulan politikası haline geldi.

Ancak, Jane Goodall’a sözümüz var, yaşadığımız karanlık zamanlarda bile çocuklar için sonuna kadar mücadele edecek, dünyanın yok edilmesine izin vermeyeceğiz.

Robotlara bile saygı gösterilmeli!

Ve işte gençler bu yıl, robotlara bile saygı gösterilmesi gerektiğini yazmışlar öykülerinde, hepimizi duygulandırdılar, dileriz bu duyarlıklarını yaşamlarına sıkıca yansıtsın hepsi. Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nı, gençler geleceğin yazarları, tutkulu okurları, iyi insanları olsun hayaliyle kurmakla ne kadar doğru yaptığımızı da bize hep hatırlatsınlar böyle.

15.yılını kutlayan Zeynep Cemali Öykü Yarışması’na bugüne dek yurdun her köşesindeki 6, 7, 8. sınıflardan 7 bine yakın öğrenci öykü yolladı. Aralarından 52 gencin öyküsü ödüllendirildi; 84 gencin öyküsü de yayımlanmaya değer bulundu.

Bu yıl 31 ilin çeşitli okullarından 400’e yakın öğrenci “yapay zekâ” temalı öyküler yazdı. Öyküsünde temayı iyi kurgulayan ve Türkçe’yi doğru kullananlar arasında titiz bir seçim yapan seçici kurulda, değerli yazarlar Afşin Kum, Altay Öktem, Buket Uzuner, Saliha Nilüfer ile Müren Beykan görev aldı.

3 gencimizin öyküsü, eşit ödüllendirilmek üzere seçildi; 8 öykü de, Ödüllü Öyküler Kitapçığı’nın “Dikkati Çeken Öyküler” bölümünde yayımlanmaya hak kazandı. Ankara, İstanbul, Kayseri, Samsun ve Tekirdağ’dan yazan bu başarılı gençlerimizi kutluyoruz.

2025 temasına, özel okullar daha fazla ilgi gösterse de, bilim ve sanat merkezlerinin katılım heyecanı sürüyor. Delikanlılar yapay zekâ öyküleri yazmak için, umduğumuz hevesi göstermediler. 6. sınıflarsa yine diğer sınıfları geride bırakmıştı (175 öykü). Önceki yarışmalara katılan 22 öğrenci bu temada da yazmıştı. En çok öykü yollayan illerse İstanbul (119), Ankara (102) ve İzmir’in (33) yanı sıra yine Mersin (23) oldu. 6 Şubat 2023’teki büyük depremin gazisi illerden katılım bu yıl da yok denecek kadar azdı.

2025’in ödüllü öyküleri…

“Köy yok, Ali. Haritada yokuz. Sistemde yokuz… […] Burası sadece bir taslak. Bir yazılım. Bir sahne… […] Gece dışarı çıkacağımı söylemiştim, senin yanına gelecektim. On dakika sonra tabletimi unuttuğum için geri döndüm. Açık pencereden onu gördüm. Önce gözlerini çıkardı, sonra yüzü ikiye ayrıldı…”

Kayseri’de, artık bir lise öğrencisi olan Abdullah Efe Fidan, ödül kazanan “Köy” adlı öyküsünde, kusursuz bir köyde yaşayan iki gencin gerçeği keşfedişini anlatmış. Kusursuzluğun ardındaki “zekâ”nın yapay oluşu mu, en sevdiğimizin robot oluşu mu dehşete düşürür bizi? Seçici kurulun bu öyküyü seçme gerekçesi de genç öykücünün okurunu düşündürme becerisine dayanıyor: Felsefe ve edebiyatın temel meselesi olan varoluş sorununu teknoloji ekseninde ele aldığı ve absürd mizahla harmanladığı için… Efe’yi içtenlikle kutluyoruz.

“Bilimsel araştırmalar, bir insanı uzun zaman görmeyince, o kişinin ilk, sesini unutacağınızı söylüyor. Ben de o an, babamın sesini on yıldan beri ilk kez duyuyormuş gibi hissediyorum. Tek sorun, sesin gerçekte babamdan gelmeyişi. Cansız, yapay bir görüntüye ait. Ama yine de ekrandaki görüntü susunca babamın özlemi geri dönüyor…”

İstanbul’da, artık 8. sınıf öğrencisi olan Zeynep Elif Şahin, ödül kazanan “Babamın Sesi” adlı öyküsünde, yitirdiği babasına derin özlem duyan kahramanına, bilgisayarda babası gibi konuşan yapay zekâyla destek olmuş; ancak bu “babanın”, sesi benzese de gerçek duyarlılıklarından uzak oluşuna dikkat çekilmiş. Seçici kurulun bu öyküyü seçme gerekçesi de kahramanın düştüğü ikilemi çözme becerisine dayanıyor: Yapay zekâya dair güncelliği yakaladığı, gerçeklikten kopuşla gerçeğe dönüş ikilemini güçlü bir öyküsellikle aktarabildiği için… Zeynep Elif’i gönülden kutluyoruz.

“O sırada yerleri cilalayan robot… […] ‘Merhaba,’ dedi mekanik bir sesle. ‘Ben RoBo 01-a… […] hedefim, bu evrene paralel olan ve Kediler Evreni olarak bilinen kedi boyutunda, kedilerin en popüler gezegeni Kedünya’nın başkanı Meow Catarus’un bana verdiği, “ev kedisi ajanların görevlerini daha konforlu yapmasını ve güvenliğini garantileme” görevini eksiksiz yerine getirmek. Rica ediyorum, bu cümleyi bir daha kurdurtmayın bana.’”

Samsun’da, artık 8. sınıf öğrencisi olan Zeynep Türkoğlu, “Kedünya’nın Robotu” adlı öyküsünde, dünyaya hayvanların gözünden bakmış ve kedilerin bir robot süpürgeyle sınavını dillendirmiş. Seçici kurulun bu öyküyü seçme gerekçesi genç öykücünün gülümsetirken düşündürmesine dayanıyor: Hayvanların gözünden dünyaya bakabildiği ve sokak hayvanları meselesine mizahi bir bakışla dikkat çektiği için… Zeynep’i neşeyle kutluyoruz.

IQ’su 190 olan ve Einstein’ın “yaşayan en büyük akıl” dediği deha, Macar kökenli Amerikalı matematikçi ve bilgisayar bilimcisi John von Neumann (1903-1957) kuantum, bilgisayar, DNA ve hatta nükleer bomba gibi alanları biçimlendirdi. Ölüm döşeğinde de, “Makineler insanlığı aşacak, durdurulamaz. Uyumlu kalın, meta becerilerde ustalaşın,” dedi.

Yapay zekâ temasına etik ve hukuk açılarından yaklaşımlar…

Bugün kod yazmayı kolayca öğrenen ve bilgisayar programlarıyla barışık büyüyen gençlerimiz her çipte, her algoritmada, her genom laboratuvarında izi sürüyor denen bu bilim insanını da, onun dediklerini de umursamıyor belki, ama yapay zekâyla birlikte yaşamanın şifresini çözmeye azimliler, öyle görünüyor. 2025 temasına çok şaşırtıcı açılardan, etik ve hukuk açılarından da yaklaşmışlar.

Bu yıl öyküler bizi ilginçlikleriyle düşündürdüğü gibi adeta geleceğe de ışınladı. 400’e yakın öykünün üçte biri 2035 ile 3549 yılları arasında bir zamanda geçiyor. Yapay zekâ efendimiz değil, hizmetkârımız olmalı, deniyor. Bunca öykünün belki de yarısında, robot gündelik yaşamda hizmetli olarak etkin kullanılıyor. Üstelik en önemli yararı, ev ödevlerini yapması. Gelecekte öğrenciler hâlâ var, okul sistemi aynen devam ediyor ve ödevler de var. Ancak, ödevleri başkasına yaptırma hayali robotlarla fevkalade çözülmüş. Hiç kendisi ödev yapan insan öğrenci yok, her şeyi zaten bilen robotlar nedense okul ödevlerini de şıp diye yapıyor!

6-7 öyküde kahramanların, sabah ne giyeceklerini de kişisel robotları belirliyor, hazırlıyor. “Kararsızlıkla boğuşan biri için tüm kararları başkasına bırakmak bir tür konfor.” (İstanbul’dan Hasan Yiğit Acar: “Yansıma”) Öykü kahramanlarının aileleri gelecekteler, ama bugünkü ilişkiler düzeninde yaşamayı sürdürüyorlar. Robot bile olsalar çocuklar okula gidiyor. Işınlanma bulunmuş ama anne ve babanın çocuklarla kurduğu düzen tıpkı bugünkü topallamaları içeriyor. Genelde anne baba geç saatlere kadar çalışıyor. Genelde çocuklar evdeki yemek işine yardım etmiyor.

Robotların da duyguları var!

Bilgisayar bağımlılığı çoğu zaman neredeyse olumlanmış, çünkü kimisine göre yapay zekâ, yalnızlığımızı giderecek bir arkadaş; aile ve arkadaşların yerine geçebilecek sadık bir dost. Hatta, onun da duyguları olduğuna inanmak istemiş onlarca genç. İnsan görünümlü robotlardan da duygusallık bekleyen, onların insanlaşmasını umut eden 15’ten fazla öykü okuduk. Tekirdağ’dan Ecrin Melis İrgin, “Yansımanın Sessizliği”nde bu konuda formül de önermiş: “Belki bir yapay zekâyı insan yapacak şey kan ya da kemik değil, birinin ona sarılmasıydı.” 2-3 öyküde etik açıdan bir robotun “öldürülmesi” tartışılmış. Ankara’dan İpek Er, “Gölgelerin Ardındaki Akıl”da, robot “korkuyorum” dediği için, düğmesini kapatmanın onu öldürmek mi olacağından korkmuş.

En az 15 öyküde yapay zekâ ile robot, birbiri yerine kullanılıyor ve 4-5 öyküde de gençler kolayca yapay zekâ ya da robot yapıveriyorlar. Hatta, bir şey araştırmak bir saatlerini, en uzun çalışma bir günlerini alıyor!

Bazı öykülerde bilgisayar ekranındaki yapay zekâ durup dururken konuşmaya başlıyor ve, “Merhaba! Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye soruyor. Yaklaşık 40-45 öykü, kılavuz cümle “Aynadaki görüntüsüne baktı,” ile başlamış ya da öykü içinde aynaya bakılıyor. Çoğunlukla da robot olup olmadığını görmek istiyor öykü kahramanı.

Robotlar aşırı çalıştırılırsa isyan edebilirler!

Robotların gözleri hep mavi, kötüyseler kırmızı oluyor. 8-10 öykü yapay zekâ ağzından yazılmış; okur onların ne kadar hor kullanıldığını düşünüp üzülüyor. Bazı gençler, robotların sıradan nesneler olarak görülmesinin ve aşırı çalıştırılmasının onları isyana sürükleyebileceği korkusunu yansıtmış. Gelecekte bunun sorun yaratacağını, önlem alınması gerektiğini belirtenler olmuş. Çünkü ciddiye almazsak, yapay zekâ insanları köleleştirebilir. Oysa bazısına göre de, “Düşünmek çok yorucu bir işti ve (robotlar) böyle bir görevi sahiplerine bırakamazlardı.” (İstanbul’dan Ada Canbolat: “Amaçlar ve Hayaller”)

Genelde, robotla karşılaştırınca insan hayatının duygusal zenginliği övülmüş, yapay zekâlı hayat insan için mükemmel ama tehlikeli bulunmuş. Öykülerin yarıya yakınında teknoloji merakı dünyayı mahvetmiş. “Geliştirdiğimiz her teknoloji, aynı zamanda bir sorumluluk demek. Küçük bir hata yüzünden büyük bedeller ödeyebiliriz.” (Ankara’dan Nil Bilgin: “Sistemi Kim Bozdu?”)

Robotların insan olamayacağının altını çizenler de fazlaydı. Üstelik, gülüp eğlenemiyor oluşu buna özellikle kanıt gösterilmişti. Ankara’dan Gülce Özarslan, “Zümrüt Baharları”nda, “Bazen hayat, anlam aramayı bırakınca gerçek anlamını bulur. Çünkü biz anlamdan fazlasıyız. Düşlerimiz var, hatalarımız var. Ve bu bizi insan yapıyor,” derken, İstanbul’dan Lara Erden de “İnsan Olmanın Değeri”nde, “İnsana, insan lazım, hava lazım, toprak lazım,” diye yapay zekâyla farkımıza son noktayı koymuş.

Ramazan manilerini robot söylerse?

Yüzlerce dramatik öykünün yanı sıra, gülümseterek düşündüren öyküler de vardı. Ankara’dan Gülce Küçükakın dikkati çeken “Aradığınız Teknolojiye Ulaşılamıyor” adlı öyküsünde, 2050 yılında bir uçakta yaşanan sorun için analog telefona ihtiyaç duyulduğunu ve bu cihazı da ancak bir “emekli”nin kullanabileceğini kurgularken, İstanbul’dan Zeynep Dila Demir ise “Akıllı Davulcular” adlı öyküsünde, eğer sahur vakti Ramazan manilerini bir robot çalıp söylerse mahallede neler yaşanabileceğini hayal etmiş.

Robotların etkisiz hale getirilmesi yöntemi olarak, yapay zekâ programını bilgisayardan silmek yerine, üstlerine taş ya da su atmayı, kablosunu koparıp pillerini tekmelemeyi, hatta halatla bağlamayı deneyen kahramanlar olmuş. Onlarca öyküde tehlike anlarında da hep kırmızı bir düğmeye basılmış ve robot devre dışı kalmış. Bir öyküde de, ülke elektriği kesilerek robotlar durdurulmuş (Ankara’dan Melis Aydoğan: “Geleceğin Sonu”).

Ankara’dan Bora Serkan, dikkati çeken “Brokoli Çorbası” adlı öyküsünde, yapay zekâyı bilgisayardan sildikten sonraki 1 saat içinde brokoli çorbası içilmesini de şart koşmuş. Gülümseten bir başka öyküde sarı saçlarını topuz yapan robot, “Belli olmasa da kalbim kırılmıştı,” ve “Hiç düşünmeden… kapı şifre çözücüsünü alıp kaçtım,” diyor (İstanbul’dan Sultan Tayboğa: “Farklı Yabancı”).

“Sence yapay zekâ dünyayı ele geçirebilir mi?” diye sorulan yapay zekâ Grok, “araştırmış” ve şu sonuca varmış: “Kesin değil, güvenlik önlemleriyle yönetilebilir.” Yapay zekânın cevabı düşündürücü, ama besbelli beş yıl sonra gençler bu konuda tekrar öyküler yazmalı; büyük ve hızlı değişimi izleyebiliriz böylece. Hep söylüyoruz, gençlerin hayal gücü çok zengin. Anadillerini de daha zengin kullanabildiklerinde kim bilir neler neler yazacaklar.

Bu yıl ilk defa öykülerin yapay zekâyla mı yazıldığını taramamız gerekti ve bazı öyküler % 80-90 oranında yapay zekâ destekli bulundu. Demek ki artık, öykülerin yapay zekâya yazdırılmasının kabul edilemeyeceğini de vurgulamamız gerekiyor.

Şimdi “mutluluk” öykülerinin zamanı…

Sevgili Zeynep Cemali’ye yine ve yeniden sevgi selamımızı yolluyoruz. Günışığı Kitaplığı’mızın, 30. yılını kutlayacağı 2026 için, onun adını taşıyan yarışmamızın teması özel seçildi: Bu dertli coğrafyada yaşayan gençlerin bu sefer “mutluluk” için öyküler yazmasını istiyoruz.

Yeni seçici kurulda benimle birlikte görev alacak sevgili yazar arkadaşlarımız Figen Şakacı, Füsun Çetinel, Lal Laleş ve Suat Duman, gençlerin mutluluğu nasıl değerlendireceğini merakla bekliyor. Tema cümlemiz, Cemali’nin Öykü Öykü Gezen Kedi  adlı öykü kitabından: “Parmaklarının ucunda yükselerek zile uzandı.” 16. yarışmanın raportörlüğünü yine Hande Demirtaş üstlenecek.

Tekirdağ’dan Işıknas Gürler’in dikkati çeken öyküsü “İnsana Ne Kalacak?”la noktalayalım bu yılı: “Belki de gelecekte en değerli şeyler, insanların kurduğu hayaller, keşfettiği fikirler ve paylaşılmayı bekleyen hikâyeler olacak…”