Yaratıcı Okumalar Öğretmeni ve Öğrenciyi Nasıl Değiştiriyor?
Yazar, yayıncı Mine Soysal’ın konukları, öğrencilerini edebiyatla buluşturmanın yaratıcı yollarını arayan, deneyen ve uzun yıllardır birçok proje yürüten iki ortaokul öğretmeni. Bursa’dan Engin Tutlu ve Niğde’den Nurhayat Çetin, yaratıcı okuma uygulamalarıyla öğrencilerinde ve kendilerinde değişen, dönüşen noktaları Soysal’ın yönlendirmeleriyle değerlendiriyor.
Mine Soysal: Merhaba, yazar ve yayıncı olarak 30 yıldır çocuk ve gençlik edebiyatına emek veriyorum. Çocukları, gençleri ciddiye alan, çağdaş edebiyat eserlerinin, şiir ve felsefe okumalarının günümüz dünyasına katkısını önemsiyorum. Tıpkı yetişkinler gibi çocukların ve gençlerin de kitabını seçme, edinme, okuduğunu sevip sevmeme, hoşuna gitmeyeni elinden bırakma, hoşuna gideni okumaya inat etme hakkı olduğuna inanıyorum. Her yaşta kitap okumanın zoraki nedenlerle değil, keyifle sürdürülebilecek kişiye özel bir zihinsel faaliyet olduğunu düşünüyorum.
Bu söyleşinin konukları, çok değerli iki Türkçe öğretmeni arkadaşım. Önce onları tanıtmalıyım.
Sevgili Nurhayat Çetin, Niğde’den katılıyor bize. Lisans ve yüksek lisansını Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nde tamamladı. 15 yıldır köy ve kasabalarda öğretmenlik yapıyor. Yaratıcı drama ve eğitim koçluğu eğitimleri aldı. Okuma kültürünün gelişimi üzerine etkinlikler yürütüyor. 2022 yılında düzenlediğimiz 15. Eğitimde Edebiyat Semineri’nde, öğrencileriyle gerçekleştirdiği “Sen Islık Çalmayı Bilir Misin Arkadaşım?” başlıklı yaratıcı okuma uygulamasını meslektaşlarıyla paylaşmıştı. Halen Niğde’de, Yıldıztepe Zeynep Erden Ortaokulu’nda görev yapıyor.
Sevgili Engin Tutlu, Malatya İnönü Üniversitesi mezunu. Öğretmenlikte 20 yıllık bir deneyime sahip. 2018 yılında düzenlediğimiz 11. Eğitimde Edebiyat Semineri’nde, öğrencileriyle gerçekleştirdiği “Benim Babam Nasıl Adam?” başlıklı yaratıcı okuma uygulamasını meslektaşlarıyla paylaşmıştı. Sonrasında yaratıcı okumalara gönül veren öğretmen arkadaşlarıyla “Günlerim Kitap” ekibini oluşturdu. Her yıl farklı bir kitabı ve yazarı odağına alan çalışmalar sürdürüyor. Halen Bursa, Mudanya’da, İkbal Betül Ali İhsan Çilingiroğlu Ortaokulu’nda görev yapıyor.
Taş üstüne taş koyabilen öğretmenler
Nurhayat da Engin de geçmiş seminerlerimizde, yaratıcı okuma etkinliklerini sunduklarında hepimizi çok etkilediler. Onlara hayranlığımız, sonrasında da neden artarak sürdü? Çünkü onlar yaratıcı okumaları, eğitim amaçlarının doğal ve sürdürülebilir bir parçası haline getirdiler. Okuma edimi üzerine kendilerini geliştirmek için çaba harcadılar. Öğrencilerinde, meslektaşlarında, hatta velilerinde bile müthiş bir okuma hevesi, kolektif bilinç, katılım heyecanı yarattılar. Sonraki yıllarda her zorluğa inat, çalışmalarına kararlılıkla devam ettiler. Öğrencilerine de kendilerine de sürekli bir değişim ve dönüşüm olanağı sundular.
Bu söyleşide konuğum olmalarının nedeni, bütün bunları başarabilen öğretmenler olmaları. Var olanla, bildikleriyle yetinmeyip hep taş üstüne taş koyabilen ve bu yolla sağlam zihinsel yapılar inşa eden öğretmenler olmaları. Öğrencilerini edebiyatla buluşturmanın yaratıcı yollarını arayan, deneyen, bunun için uzun yıllardır birçok proje yürüten öğretmenler olmaları.
Nedir bu yaratıcı okuma uygulamaları?
Öncelikle yaratıcı okuma uygulamaları adımlarını tanımlamaya çalışayım: Okunan bir edebiyat metni (roman, öykü, şiir, deneme, yaşantı, anı… her türde olabilir) üzerinde derinlemesine düşünmeyi sağlamak amaçlanır. Bu amaçla öğrencilere eserin temel öğeleriyle ilgili sorular sorulur. Cevapları öğrencilerin kendilerinin düşünerek keşfetmesi bir oyun gibi kurgulanır. Öğrencilerin kendi aralarında tartışmalarına, çok yönlü iletişimi deneyimlemelerine olanak yaratılır. İlgilerini çeken noktalarda araştırma yapmalarına, zevkle katılacakları yaratıcı ve eğlenceli etkinlikler geliştirmelerine vesile olunur. Öğrencinin okuduğu edebiyat eserini eleştirel bir gözle analiz etmesi, zihninde düşünmeyi tetikleyen yeni sorular, çıkarsamalar birikmesi sağlanır.
İşin püf noktası, öğrencilerin okudukları edebiyat eseri hakkında deneyimlerini, görüşlerini özgürce ifade etmeleridir. Kitapla ilgili neler yapabileceklerini hayal etmeleri; oyunlar, atölyeler, geziler, sergiler, drama, maket gibi çok çeşitli çalışmaları yapmayı kendilerinin istemesidir. Öğretmenin işlevi, birlikte kurulan hayalleri gerçekleştirmek için ve bu özgürlük ortamını sağlamak için kolaylayıcı olmaktır. Ciddi bütçelere, geniş olanaklara gerek duymadan, sadece okulun ve ailelerin olanaklarıyla harikalar yaratmak öğretmenin sorumluluğudur.
Artık sıra sevgili öğretmenlerimizde. Kısa sorularıma verdikleri cevaplara kulak verelim…
Yaratıcı okumalar sizi nasıl değiştirdi, mesleğinize bakışınızı nasıl etkiledi?
Nurhayat Çetin: Yaratıcı okuma uygulamaları sayesinde Türkçe dersine bakış açım büyük oranda değişti. 10 yıllık mesleki yaşantımdan sonra bir şeyleri değiştirme, dönüştürme isteğim hâlâ devam ediyordu. Çünkü işlediğim derslerde bana göre eksik olan bir şey vardı. Sadece bakanlığın hazırladığı programa, ders kitabına göre ilerlemek bana yeterli gelmiyordu. Bu duyguyu aşmak için dersimi daha verimli kılabileceğim yöntemler ve etkinlikler arıyordum. Ben iyi bir okurdum, ama aynı şeyi öğrencilerim için söylemem mümkün değildi. Bunun üzerine araştırmalar yaptıktan, çocuk ve gençlik edebiyatı eserlerini tek tek okumaya başladıktan sonra, Türkçe dersinin özünün bu metinler olduğunu kavradım. Türkçe dersine anadil eğitim sürecinin temel yapıtaşı olarak baktım ve bu dersin önemini gerçekten anladım. Prof. Dr. Sedat Sever Hoca’mızın sıklıkla dile getirdiği gibi “düşünen duyarlı bireyler” yetiştirmenin yolu, Türkçe dersinden ve nitelikli metinler aracılığıyla sorgulayan, sorgulatan öğretmenlerden geçiyordu. Bunlara ilişkin farkındalık kazandıktan sonra hazır kitap listeleriyle hiç işim olmadı. Hâlâ bu yolda emek vermeye, sürekli okumaya devam ediyorum.
Yaratıcı okuma uygulaması yaptığım ilk yıl, yüksek lisans eğitimim devam ediyordu. Bu süreçte sorun odaklı çocuk edebiyatı, metin seçimi, gençlik edebiyatı gibi dersler aldım. “Çocuğa görelik” ilkesi kapsamında kitap seçmenin ne kadar önemli olduğunun bu derslerde ayırdına vardım. Tezimde de, sanatsal nitelikli uyaranları kullanarak ders işleyen öğretmenler Türkçe dersinde nasıl fark yaratıyor, buna odaklandım. Tüm bu araştırmalar beni çok yönlü besledi ve bakış açımı genişletti. Öğrencilerine yazınsal ve öğretici metinlerden yararlanma alışkanlığı ve okuma sevgisi kazandırmaya çalışan bir öğretmen olarak, en başta kendim farklı türde nitelikli metinler okuyarak iyi bir rol model olmaya çalışıyor, sınıflarımda “seçici okur” yetiştirmeyi benimsiyorum.
Engin Tutlu: Geçmişte sunum yaptığım o muhteşem an aklıma geldikçe hâlâ tarifsiz bir heyecan hissediyorum. Harika bir atmosferde, hayranı olduğum, sevgi ve ilgiyle takip ettiğim onca insanın karşısındaydım. Sunumumu, “Yere düşen gök ile direnen serçe” masalıyla tamamladığımda herkes duygulanmış beni alkışlarken, “başardım” diye düşünmüştüm. O an bir final, bir son gibiydi; mutlu, duygulu bir son. Sonra anladım ki başarmamışım, sadece başlamışım.
O güne kadar büyük bir konforla yaşadığım kozamdan çıkış ânımmış o, sonra fark ettim. Aynı dizinin yepyeni bir sezonu gibiydi sonrasında yaşadıklarım. Evet, artık kozamda değildim. Daha özgür, daha güçlü hissediyordum. Artık kozadaki konforlu günler bitmişti. Bunun farkındalığıyla okuluma döner dönmez, daha başarılı, daha farklı, daha orijinal ne yapabiliriz fikrine tutunduk.
Biz dört kişilik bir ekibiz. İki farklı okuldan dört öğretmeniz. Sunumdan hemen sonraki yeni kitabımızı seçip yeni etkinlikleri planlarken, çok daha özgüvenli ve cesaretliydik. Yaratıcı okuma uygulaması yapmanın, meslektaşlarımıza sunmanın en büyük ve ilk etkisini kendimizde gördük. “Şunu da yaparız, bunu da yaparız, zor ama şöyle de yaparız, ne olacak!” gibi cümleler sardı dilimizi. Yaptık da!
Kendinizi bir eğitimci, bir entelektüel olarak nasıl donattınız?
Nurhayat Çetin: Üç yıl önce yaratıcı okuma uygulamaları kapsamında, öğrencilerimle birlikte Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’ni ziyaret etmiştik. Orada müzik ve çocuk edebiyatı derslerinin yanı sıra yaratıcı drama dersine katıldık. Benim öğrencilerimle üniversite öğrencileri birlikte işledi o dersi. Bu yöntemin Türkçe dersinde ne kadar etkili kullanılabileceğini yerinde gördüm ve o an karar vererek, üniversitenin sürekli eğitim merkezinde iki buçuk yıl sürecek “yaratıcı drama” eğitimine başladım. Çocukların sosyal, duygusal öğrenme becerilerini desteklemek adına, bu disiplini derslerimde daha sık ve daha verimli kullanıyorum şimdilerde.
Bunun yanı sıra “eğitim koçluğu” eğitimleri aldım. Bu kavramı ilk kez duyanlar sınav koçluğu olduğunu düşünebilirler. Ancak eğitim koçluğu, öğrenciye doğruları dikte etmeden onun yanında yürümek, kendi potansiyelini, ilgi ve yeteneğini fark etmesini sağlamak, bireysel hedeflerini belirledikten sonra eylem adımlarını planlamasına rehberlik etmek gibi adımlardan oluşuyor. Bu konuda kendimi geliştirmeye çalışmam, mesleğime yeni bir soluk kazandırdı.
Günışığı Kitaplığı’nın 8. Eğitimde Edebiyat Semineri’nde Mavisel Yener’in yaptığı konuşmayı Keçi’den okudum ve o yazı, benim niş alanımı belirlememde çok etkili oldu. Mavisel Hanım, öğretmenler ve kütüphanecilerin en iyi okuma koçu olduklarını vurguladığı konuşmasında, çocuğu kitapla karşılaştıran herkesin olağanüstü bir iş yaptığının bilincinde olması gerektiğinden söz ediyordu. Yıllardır hem çocukları hem kitapları iyi tanıyan, meraklı bir öğretmen olarak, niş alanımı okuma ve yazma koçu olarak belirleyip çalışmalara başladım. Şimdi, hem yüz yüze hem çevrimiçi ortamlarda, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik okuma koçluğu yapıyor, onlarla birlikte okumanın keyfini sürüyorum. Küçük yaşta aldığım bir çocuğun okuma serüvenine günbegün şahitlik etmek, mesleğimin en keyif aldığım yanı.
Yaratıcı etkinlikler yapmak size ne gibi yeni yollar açtı, neleri kolayladı?
Engin Tutlu: Bugüne kadar 13 kitabı öğrencilerimiz için özenli ve eğlenceli etkinliklerle bezedik, kitapların yazarlarıyla söyleşiler gerçekleştirdik. Özgüvenimize örnek olması için bir ayrıntı paylaşmak isterim. Pandeminin hepimizi derinden etkilediği o kaotik günlerde “acaba ne yapabiliriz?” diye kafa yoruyorduk. Tahmin edeceğiniz gibi birçok dezavantajımız vardı. Okulda değiliz, çocuklara ulaşmakta zorluk çekiyoruz, yazarla buluşmak zaten mümkün değil. Aklımıza “Çıtır Çıtır Felsefe” dizisini çalışmak geldi. Dizi, bu olumsuz ortamda çocukları kendi içdünyalarına ve duygularına döndürmek için doğru bir seçim gibi geldi bize.
Peki ama yazar buluşması mümkün olur mu? Nasıl olabilir? Hem pandemi koşulları var, hem de ulaşmaya çalıştığımız yazar Brigitte Labbé! Neden olmasın, en azından deneyelim, dedik. Bu cesaretle başlayan süreçte, Günışığı Kitaplığı’nın harika ekibinin sağladığı destekle çocuklarımızı Brigitte Labbé ile buluşturduk. Buluşma ekranlarda gerçekleşmesine rağmen inanılmaz duygu dolu ve verimli geçti. Yazarımızın armağan gibi cümlesi kaldı geriye: “Bu ekip ne zaman isterse, buluşmaya her zaman hazırım!” Evet, kozadan çıkmak çok zordu, ama işte böyle, özel anlarda verdiği keyif tarifsizdi.
Nurhayat Çetin: Öncelikle kütüphanecilerle işbirliği yapmamı kolaylaştırdı. İyi okur yetiştirme çabam karşılığını bulmuş, özellikle kız öğrencilerim okul kütüphanesindeki kitapları arka arkaya okumaya başlamıştı. Kitaplar onlara farklı bir dünyanın kapısını aralıyor, birbirinden özgün karakterlerle özdeşim kuruyor, yaşadıkları köyün sınırlarını aşmaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra okudukları kitaplar onlara yetmez oldu. Onları Niğde İl Halk Kütüphanesi’ne kaydettirdim ve oradan her hafta 15 kitap getirmeye başladım. Neredeyse iki günde bir okul çıkışında kütüphaneye uğruyor, kitap değişimi yapıyordum. Çocuklara okuma kültürü kazandırma, eğitimi yaratıcı kılma ereğinde zengin bir kütüphanenin ve mesleğe gönül vermiş kütüphanecilerin katkısının ne denli önemli olduğunu tüm o koşturmada gerçek anlamıyla kavradım.
Velilerle iletişim kurmam da kolaylaştı. Öğrencilerle birebir ilgilendiğimi gören veliler sosyal etkinliklere ve okuma uygulamalarına tam destek verdi. Ev ziyaretleri yaparak onları daha yakından tanıdım. Ben de, köyde büyüyen ve kısıtlı imkânlarla okuyan bir çocuğum. Hikâyemi onlarla paylaştığımda aramızdaki güven ve samimiyet daha da arttı. Bazı anneler okulumuzun kütüphanesinden kendi istekleriyle kitap alıp okumaya başladı. Annelerin gözünde özellikle kız çocuklar için iyi bir rol modeldim. Zamanla anasınıfı ve ilkokul öğrencileri, ders aralarında beni “kitap öğretmeni” olarak birbirlerine gösterir oldu.
Gelelim öğrencilerinize! Yaratıcı okumalar sayesinde öğrencilerinizde neler değişti?
Engin Tutlu: Öğrencilerimizde çok güzel değişimler, gelişimler gözledik. Önceki yıl etkinliklere katılıp da sonraki yıl katılamayan öğrencilerimiz oldu. Örneğin, bir yıl seçtiğimiz kitap 5 ve 6. sınıflar seviyesindeydi. Önceden katılım sağlayan bir 8. sınıfımız, onları o yılki etkinliklere katmayı planlamadığımızı öğrendiklerinde, “Biz de katılmak istiyoruz. Siz demediniz mi, her kitap her zaman, her yaşta keyifli olabilir,” diyerek bize çıkıştılar. Hem bu çıkışları hem de haklı olmaları nedeniyle o sınıfı da dahil ettik etkinliklere.
Velilerinin, “Kitap okumuyor bunlar!” diye dert yandığı çocuklar, “Hayır, biz bu yıl da katılacağız, biz de okuyacağız,” diye sıkıştırmaya başladılar. Artık hemen her yıl, “Hocam, biz çocuğa okuması için her imkânı, her motivasyonu sağlamaya çalıştık ama bir türlü olmadı. Siz bu çocuklara ne dediniz de bu kadar hevesle okuyorlar verdiğiniz kitapları?” diye hayretini belirten velilerimiz oluyor.
Nurhayat Çetin: Bazen kitaplardaki bir karakterle, bazen de kitabın yazarıyla özdeşim kurarak hayaller kurdular. Bu hayallerden yola çıkarak okuma hedeflerini yükselttiler. Köy çocuğu olmanın dezavantajlarını bir kenara koyarak hayalleri için çalışmaya başladılar. Cumhuriyet’in bize kazandırdıklarının farkında olan bu çocuklar bugün her şeye rağmen okumaya, kendi ayakları üzerinde durmaya çaba gösteriyorlar.
Okuma zevkinin, bireyin ilgi, istek ve ihtiyaçlarına göre şekillendiğinin hep farkındaydım. Bu nedenle öğrencilerimin hangi türde okuma yapmak istediklerini belirlemeye özen gösteriyorum. Kendilerinin seçip okudukları kitapları ders aralarında, öğle arasında, benim boş derslerimde mutlaka değerlendiriyor, karşılıklı sohbet ediyoruz. Benim onlara önerdiğim kitapların yanı sıra onların da okuyup bana tavsiye ettikleri kitaplar oluyor. Bu karşılıklı etkileşim aramızdaki bağı güçlendirdi.
Okuma yolculuklarınızda tanık olduğunuz birkaç değişim örneği…
Engin Tutlu: Geçen eğitim öğretim yılında etkinliklerimizi tamamladıktan sonra 5. sınıftaki bir öğrencim, “Sıradaki kitaba ne zaman başlıyoruz?” diye sordu. Bu öğrenci ilkokul boyunca ihmal edilmiş, öylesine sınıf geçirilmiş, yazdığı yazıyı okumak için ciddi çaba sarf etmeniz gereken biri. Belki o güne kadar bir kitaba başlayıp bitirmemiş bile. Adı Berat. “Berat yeni kitabı seneye okuruz artık,” dediğimde yüzündeki hayal kırıklığını ve tepkisini izah etmem mümkün değil. Cevabıysa daha sarsıcı: “Ben bir kitabı bütün bir yıl nasıl bekleyeyim öğretmenim!” Bu seminerlerden yayılan enerji işte böyle, ihmal edilmiş bir çocuğun hayatına uzanma ve ona iyi gelme potansiyeline de sahip. Bunu uç bir örnek olarak değerlendirmeyin lütfen, hemen her yıl buna benzer onlarca örnekle karşılaşıyoruz.
Sosyal medya hesabımız vesilesiyle ülkemizin çeşitli şehirlerinde çalışan meslektaşlarımızla paydaş olabilme, paylaşabilme şansı kazandık. Bazı seneler, öğretmen arkadaşlarımız çok uzak yerlerde olmamıza rağmen bizimle birlikte hareket etmek istediklerini ya da bizim önceki yıllarda uyguladığımız etkinlikleri kendi sınıflarına taşımak istediklerini söylediler. Büyük bir keyifle onlarla paylaşımda bulunduk. Yani bizim aklımıza gelen bir etkinlik fikrinin, bizden yüzlerce kilometre ötedeki bir okulda da uygulanabilme şansı bulması muhteşem bir his. Bu ayrıntılar bizi hep daha güçlü kıldı.
Nurhayat Çetin: En somut örnek, arka sıradaki öğrencilerin görünür olmasıydı. Her sınıfta kendisine söz verilinceye değin sessiz sedasız bekleyen, etliye sütlüye karışmayan bir grup öğrenci vardır. Öğretmenler olarak biliriz ki onlar bazen görünmez olmak, unutulmak isterler. Yaratıcı okuma uygulamalarına tüm sınıfı bir şekilde dahil ediyor, etkinlikleri birkaç ay boyunca yürütüyorum. O arka sıradaki öğrencilerin etkinliklere ne kadar istekle katıldıklarının yakın şahidiyim.
Uygulamalara başladığım dönemden itibaren okulun en sevilen yeri kütüphane oldu. Eski bilgisayar odamızı düzenleyip rengârenk kitaplarla ve zekâ oyunlarıyla donattıktan sonra, herkes o mekâna gelmeye başladı. Çoğu zaman Türkçe derslerini de orada işliyordum. Bir masanın etrafına toplanıp kitap okuyup sohbet ediyorduk. Kütüphaneyi koruma konusunda herkes çok özenli davrandı. Kitapların kaybolması, yırtılması gibi bir durum söz konusu olmadı. Tüm öğrencilerim ve velilerim, bu konudaki hassasiyetimi bildikleri için çok duyarlı davranıp kitaplarımızın ilkokuldan gelen çocuklara sağlam şekilde ulaşmasına gayret ettiler. Böylece her yıl kitap almak zorunda kalmadık, sadece yenilerini ekleyerek kitaplığımızı zenginleştirdik.
2022’de sunduğum yaratıcı okuma uygulamasının sonunda, kitabımızın şairi Necdet Neydim’le söyleşi yapmıştık. Bu söyleşi, öğrencilerim için ilkti. Okudukları kitabın şairiyle çevrimiçi ortamda da olsa buluşup sohbet etmeleri onlara özgüven kazandırdı. Kitaplarla uzakları yakın etmenin de mümkün olabileceğini anladılar. Bu bizim için güzel bir başlangıç oldu. İlerleyen yıllarda Gülten Dayıoğlu, Ayla Çınaroğlu, Şafak Okdemir gibi değerli yazarlarımızın da kitaplarını okuyup söyleşiler yaptık. Bu sayede derinlemesine inceledikleri kitapların yazarlarıyla tanışma fırsatı buldular, özgün sorular hazırlamayı öğrendiler.
Maruz kaldığınız, aşmak zorunda kaldığınız sorunlar da oluyordur…
Engin Tutlu: Ne yazık ki bazı olumsuzluklar da yaşadık ama küsmedik. Anladık ki, uçmanın en önemli noktası kanat çırpmak değilmiş, küsmeyip inatla kanat çırpmaya devam etmekmiş. Özellikle işin idari tarafında fark edilmek ve takdir görmek konusunda çok da hoş olmayan anılarımız var. Örneğin, bir yıl projemiz için bizi belgeyle ödüllendirdiler, ancak sadece iki öğretmene düzenlendi bu belge. Hatırlatınca, “Aaa siz dört kişi miydiniz?” dediler. Bir başka yıl, ilçe milli eğitim müdürüne projemizi anlattık; bayıldı, “Muhteşem, örnek proje, sizi bütün ilçeye duyuracağım,” dedi. Sonraki yıl, yeni kitabımız ve etkinliklerimiz için resmi yazıyla izin istediğimizde, “Proje hakkında bilgimiz yok,” deyip izin vermediler. Küstük mü, hayır. Gittik kendimizi hatırlattık, iznimizi aldık. Başka bir yıl da, “Bu kadar kitap, yoksa siz komisyon filan mı alıyorsunuz?” tarzında bir yorumla karşılaştık. Çok kızdık, üzüldük, ama küsmedik.
Onlar da biliyor muhteşem bir iş yaptığımızı, fedakârlık yaptığımızı. Birçok öğretmenin kenarda duracağı yerde, bizim en önde koşup cesaret gösterdiğimizi onlar da biliyor, onlar da biliyor komisyon gibi işlere asla bulaşmayacağımızı, ama küsmemizi istiyorlar. Çünkü kozasından çıkan aydın bir öğretmenin, etrafını uçuşuyla nasıl aydınlatabileceğini biliyorlar. İşte bu seminerlerde sunum yaptıktan sonra kazandığımız en önemli yeti, küsmemek oldu. Sisteme, yönetime, türlü aksaklık ve kusurlara rağmen küsmemek ve kitapları Berat gibi çocukların gönlüne kavuşturmak. Bir uçuşumuz var, bir kelebek kadar narin ama çok güçlü!
Öğrencilerinizin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Nurhayat Çetin: Bu soru zihnimde sıklıkla dolanır durur. Bunca çaba, özveri, koşturmaca ne için diye sorarım kendimle baş başa kaldığımda. Ben Atatürk’ü çok severim. Bunu alışılagelmiş bir söz olarak söylemiyorum. Her pazartesi bayrak töreninde onun heykeliyle göz göze geldiğimde içimden bir söz veriyorum. Bu toprakları vatan yapan, çağdaş bir devlet kurabilmek için canla başla çabalayan ona ve silah arkadaşlarına karşı borcumu ödememin en güzel yolu, ülkenin geleceği için çabalamak. Bir öğretmen olarak elimden sadece bu kadarı geliyor ve bunu önemsiyorum.
Bugün yaşadığımız dünya ve özellikle ülkece yaşadıklarımız, şahit olduklarımız hepimizi yordu, derinden sarstı. Ama her ne olursa olsun bu ülke bizim. Bu ülkeyi candan sevenler olarak bizim ümidimizi kaybetme hakkımız yok. Çoğumuzun içinde bu ümidi sonuna kadar taşıdığına; doğa, hayvanlar, kadınlar, çocuklar için neler yapabiliriz sorusunun peşine düştüğüne inanıyorum. İşte ben de geleceğe dair ümidimi çocuklarla koruyor, onlardan ilham alıyorum.
“Öğretmenler; Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakârlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir… Sizin başarınız Cumhuriyet’in başarısı olacaktır,” diyen Ata’mızın ardından çalışmaya, üretmeye, çabalamaya hep birlikte devam etmeyi dilerim.
Engin Tutlu: Benim gelecek duygum geçmişte saklı. Biz ulu bir çınarız, o çınarın köklerinde saklı gücüz. Bu toplum hep zor zamanlar geçirmiş, hep darboğazlardan geçmiş ve karanlığın en zifirisiyle mücadele etmek durumunda kalmış. Ancak her defasında aşmış, her zaman aydınlığa, ferahlığa ve özgürlüğe kavuşmuş. Bu nedenle, dönüp geçmişe baktığımda güç buluyorum. Güç bulmalıyım, güç bulmalıyız! Çünkü bu bitmeyecek bir mücadele. Bu mücadelede geleceğe dair tüm umudum gönlü ışık dolu çocuklar.
Bu yüzden sınıfa her girdiğimde şunu hatırlatıyorum kendime: Bu çocukların aydınlık tarafta kalmaları için mücadele etmeliyim. Karanlığı bilen, tanıyan, ama ondan uzak duran çocuklar yetiştirmeliyim. Bir ışık yakmalıyım sınıfta, o ışığı çocuğun gönlüne ulaştırmalıyım. İçlerinden birinin bile bütün hikâyeyi değiştirebilecek güçte olabileceğini unutmamalıyım. Bu toprakların son özgürlük mücadelesini, mavi gözlü bir çocuğun gönlündeki ışığa borçlu olduğumuzu unutmamalıyım!
Mine Soysal: Sevgili öğretmenlerim, dilekleriniz, umudunuz ve inadınız hepimize yol gösteriyor; hepimize ilham veriyorsunuz. Sizin öğrencileriniz, velileriniz, meslektaşlarınız çok şanslı. Eğitim öğretimin özünde parlayan cevhere, “insan olma” amacına emek veriyorsunuz. Tüm zorluklara katlanıyor, araştırıyor, okuyor, öğrencileriniz için hayaller kuruyorsunuz.
Zarafetiniz, yüzünüzdeki gülümseme hepimize yansıyor, hepimizde yeni çağrışımlar, “ben de yapabilirim” hevesi yaratıyor. Kafa yorduğunuz incelikler, ülkemize düşünen, sorgulayan, değişimi yaratabilecek güçte genç insanlar kazandırıyor. Sizler gibi öğrencisini ciddiye alan, saygı gösteren edebiyat tutkunu, kitapsever öğretmenler sayesinde, en yüksek dağları bile aşabileceğimize tüm kalbimle inanıyor, biliyorum.
Ne kadar çok eğitim emekçisi edebiyata önyargısız yaklaşırsa, o kadar çok ailenin kapılarını kitaplara açma fırsatı doğacak. Ne kadar çok eğitim emekçisi nitelik aramaktan, okumaktan, anlamaktan ve sabırla anlatmaktan vazgeçmezse, öğrencileri o kadar çok aydınlanacak, “iyi insanlar” olacaklar.
İkinize de çok teşekkür ediyorum. Elinizdeki edebiyat meşalesi hiç sönmesin.











